Bolluk ve bereketin simgesi: Aşure günü

İslam tarihinde önemli hadiselerin yaşandığı, bolluk ve bereket simgesi olan aşure aşının kaynatıldığı, Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen Aşure Günü bugün idrak ediliyor.

Bolluk ve bereketin simgesi: Aşure günü

İslamiyet'te Peygamberlerin hayatına dair önemli olayların yaşandığı ve aşure aşının kaynatıldığı, Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen bugün "Aşure Günü" olarak kabul ediliyor.

Muharrem kelimesi, "haram kılınmış", "hürmete layık" anlamlarına geliyor. Muharrem ayı ise, savaşın yasaklandığı (haram aylar) dört aydan biri.

"İslamiyet’te Muharrem'in onuncu günü Peygamberlerin kurtuluş günü"

Muharrem ayının Hicri takvimin ilk ayı olması nedeniyle, hicreti anlatan (Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi) bir zaman dilimi olduğunu söyleyen Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Cenksu Üçer, Muharrem ayında asıl vurgunun "Aşure Günü" olarak adlandırılan onuncu gününe yapıldığını belirtti.

"Aşure, Arapça on anlamına gelen 'aşara' kelimesinden türemiştir. Peygamberler tarihi açısından önemli bir gün olan aşure günü Muharrem ayının onuncu gününe denk gelmektedir. Aşure yani onuncu gün ile ilgili de birkaç ana sembol görünüyor. Bunlardan biri Peygamberlerimizin kurtuluşuyla ilgili anlayış. Örneğin, Hz. Nuh ile Hz. Musa’nın kurtuluşu, temel dini metinlerimizde de (hadis kaynaklarında rivayetlerde) yer alıyor.

Hz. Nuh ve Hz. Musa’nın kaynaklarda zikredilmesinin yanı sıra, İslam geleneğine göre bütün Peygamberlerin kurtuluşu Muharrem ayının onuncu günü ile ilişkili görülmüştür. Örneğin, Hz. Adem'in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edilmesi, Hz. İbrahim'in ateşte yanmaması, Hz. Yakup'un oğlu Yusuf'a kavuşması gibi hadiselerin de bugün yaşandığı kabul ediliyor."

Aynı zamanda Emevi Devleti'nin ikinci Halifesi Yezid bin Muaviye tarafından 10 Ekim 680'de Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin ve çoğu ehlibeytten 70 den fazla kişinin şehit düştüğü "Kerbela olayı" da bugün yaşandı.

"Hz. Hüseyin’in şehadeti nedeniyle bir de matem söz konusu"

Kerbela’da Müslümanların birbirlerini öldürdüklerini anlatan Prof. Dr. Cenksu Üçer, şunları söyledi:

"Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen ikinci vaka ise, Hz. Hüseyin’in şehadeti. Dolayısıyla bir de matem söz konusu.

Hz. Peygamber’in torununun dünyevi amaçlar için, birtakım siyasi ihtiraslar uğruna şehit edildiğini görüyoruz. O gün ehlibeyt öldürüldü, bugün bakıyorsunuz hala Müslümanlar birbirlerini öldürmeye devam ediyor. O zaman bizler Kerbelayı iyi kavrayamamışız, bugünleri o günlerden ders alarak kurgulayamamışız demektir.

Biz müminler bu dünyada Kerbela yaşamak istemiyorsak, öncelikle Peygamberlerin kurtuluşunu ifade eden o kurtuluş gemisine binmeliyiz.

Peygamber efendimizin yolunun yolcusu olarak Allah’a hicret etmek durumundayız. Hz. Muhammed (S.A.V) bir hadisinde diyor ki: Ameller niyetlere göredir ve herkes o niyet ettiği şey ile hemhal olur."

Prof. Dr. Cenksu Üçer, Muharrem'in onuncu günüyle ilgili iki ana anlayış bulunduğuna dikkat çekerek, “Hem bir kurtuluş söz konusu bu önemli ayda, hem de bir matem söz konusu. Biz Müslümanlar olarak günümüzde bu iki kavramı aynı anda nasıl anlamlandırabiliriz onu düşünmeliyiz" dedi.

"Aşure aşının da sembolik değeri var"

Prof. Dr. Cenksu Üçer, Muharrem ayında aşure yapma ve dağıtma geleneğiyle ilgili de şu bilgileri verdi:

"Aşure aşının da sembolik bir değeri var. Geleneklere göre içeriği farklı anlamlandırılmış. Anadolu’da genel itibariyle Hz. Nuh’un gemisinde Peygamberin çağrısına uyarak kurtuluşa eren gemiye taşınan, kurtulan müminlerin ellerindeki rızıklar ile paylaşma ve dayanışmayı ifade eden bir sembolik değeri var aşurenin.

Burada bizim açımızdan önemli olan şey bireysel farklılıklarımız ve aşure üzerinden simgesel bir bağlantı kurmak.

Aşurenin içinde farklı farklı nimetlerin kendi tadını, varlığını muhafaza ederken bir araya geldiğinde bambaşka bir tat ortaya çıkması gibi, bizim de toplumu aslında bir aşure kazanı gibi görmemiz gerekiyor. Her birimizin farklılığını mutlak surette muhafaza etmesi, bunu yaparken de bu farklılıkları ayrıştırma, ötekileştirme vesilesi değil, farklılıklarımızla toplumu güzelleştirme vesilesi kılmak için gayret sarf etmemiz gerekiyor.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle 'hayırda yarışmak' için, toplumu tatlandırmak için, yaşadığımız bu dünya da imtihan kazanmak için, birbirimize destek olmak için farklılıklarımızı görmemiz gerekiyor.

Aslında aşureyi sadece pişirip dağıtmak değil, bu sembolik değeri bugünlere taşımak açısından önemli bunlar."

"Aşure aşı Muharrem ayının onuncu günü pişirilir"

Aşure aşının Muharrem ayının onuncu günü kaynatıldığını vurgulayan Prof. Dr. Cenksu Üçer, "Aşure sadece onuncu gün demek, aslında bir gündür. Tasavvuf ekollerinin kara kazanları 10. günde kaynar. Ama o gün imkanı olmayanlar, yetiştiremeyenler o haftayı çok geçmemek kaydıyla pişirebilir" dedi.

Muharrem ayında nafile oruç tutuluyor

İslam dininde Muharrem ayına özgü bir oruç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cenksu Üçer, Hz. Muhammed'in Medine'ye hicret ettiğinde oradaki Yahudilerin Aşure Günü'nde oruç tuttuğunu gördüğünü belirtti.

Prof. Dr. Üçer, Hz. Muhammed’in neden oruç tutuklarını sorması üzerine, Yahudilerin Hz. Musa'nın Kızıldeniz'den geçerek Firavun'dan kurtulması ve İsrailoğullarını kurtarması sebebiyle oruç tuttuklarını söylediğini anlattı:

"Hazreti Peygamber de 'Biz Musa'ya sizden daha layığız' diyerek sırf o geleneğe benzememek adına sadece onuncu gününde değil, onuncu günün öncesinde veya sonrasında oruç tutulmasını tavsiye ediyor. Bu, Ramazan orucu farz kılınmadan önceki bir uygulama. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra ise bu serbest bırakılıyor. Dini metinler böyle ama bizim geleneğimiz 9,10 ve 11. günü oruçlu geçirmeyi sünnet veya nafile bir oruç olarak kabul etmiş.

Tasavvuf anlayışında da, Fecr Suresi’nden yorumlanarak 10 gece deniliyor. Bunu Muharrem’in on gecesi olarak anlayan bir yaklaşımla Muharrem’in 1’inden 10’una kadar oruç tutulup 10. günü aşure pişirilerek oruçların aşure ile açılması yönünde bir anlayış geliştirilmiş."

"Bugün Kerbela’dan ibret almalı, ders çıkarmalıyız"

Dini ve kültürel değerlerimizi kaybetmememiz gerektiğini belirten Prof. Dr. Cenksu Üçer, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dinin akli, mantıki yönü vardır ama duygu yönü de vardır. Din bir duygudur aynı zamanda. Bu duygu yönü, şuuru bize bir takım semboller kazandırır. Bu anlamda geleneğimizde var olan ve bu dini duygumuzu canlı tutan sembollerimizi iyi anlamak gerekir. 1400 yıl önce yaşanmış bir olayı (Kerbela) bugün birbirimizi suçlayarak ön plana çıkarmanın, bugüne hiçbir faydası yoktur. Yaşanmış hadiselerden, Kur’an-ı Kerim’in ve Peygamberimizin kıssalarında vermiş olduğu ibret alma hususundaki mesajları iyi kavramak gerekiyor. Bugün Kerbela’dan ibret almalı, ders çıkarmalıyız. Artık birbirimizi suçlamayı bırakmalıyız."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner103