Osmanlı döneminde geceleri aydınlatan en temel unsur mumdu. Evlerde, medreselerde, camilerde ve ilim meclislerinde kullanılan mum, yalnızca bir ışık kaynağı değil; etrafında şekillenen özel araçlarla birlikte bir kullanım kültürünü de beraberinde getiriyordu. Bu kültürün en dikkat çekici parçaları arasında mıkrâz ve mum külahı yer alıyor.
Mumun güçlü ve temiz yanmasını sağlayan mıkrâz ile alevin kontrollü biçimde söndürülmesini mümkün kılan mum külahı, Osmanlı aydınlatma geleneğinin önemli unsurları arasında bulunuyor. Mumun bakımını ve sürekliliğini sağlayan bu araçlar, dönemin gündelik hayatında düzen ve inceliğin bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
El yazmaları ve Osmanlı kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Munzur Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. İlyas Kayaokay, şahsi envanterinde bulunan bu objelerin yalnızca teknik aletler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Kayaokay, Osmanlı’da mum kullanımının belirli bir bilgi ve dikkat gerektirdiğini, bu nedenle mıkrâz, mum külahı ve şamdan gibi yardımcı araçların günlük hayatın doğal bir parçası hâline geldiğini ifade ediyor.
Mıkrâzın, mum fitilinin uzayan kısmını kesmek amacıyla kullanılan özel bir makas türü olduğunu belirten Kayaokay, Osmanlı Türkçesinde “mıkrâz-ı şem‘” şeklinde geçen kelimenin zamanla Türkçede “makas” sözcüğünün kökünü oluşturduğunu aktarıyor. Fitilin düzenli kesilmesi sayesinde mumun daha parlak ve is yapmadan yandığını vurguluyor.
Mum külahının ise yanan mumu güvenli ve kontrollü biçimde söndürmek için kullanıldığını belirten Kayaokay, metalden üretilen bu aparatlar sayesinde alevin üstünün kapatılarak söndürüldüğünü, bu yöntemin mumun zarar görmesini engellediğini ve kullanım ömrünü uzattığını dile getiriyor.
Osmanlı Edebiyatında Mıkrâzın Mecazî Anlamı
Mıkrâz ve mum külahı yalnızca teknik araçlar olarak değil, Osmanlı edebiyatında da sembolik anlamlarıyla karşımıza çıkıyor. Divan edebiyatının gündelik hayattan kopuk olmadığını ifade eden Kayaokay, dönemin metinlerinin doğru anlaşılabilmesi için o çağın eşyalarının ve araçlarının bilinmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Aziz Mahmud Hüdayî’ye ait “Sakın elden koma mıkrâz-ı lâ’yı / Gönülden kesmeğe hubb-ı sivâyı” beytini örnek gösteren Kayaokay, burada mıkrâzın mecazî bir anlam kazandığını belirtiyor. Şairin, gönülde Allah dışındaki varlıklara duyulan sevgiyi “lâ” makasıyla kesip atmayı öğütlediğini ifade eden Kayaokay, mıkrâzın fitili keserek ışığı düzenli hâle getirmesi gibi, “lâ” kelimesinin de gönlü arındırarak hakikî yönelişi mümkün kıldığını söylüyor.
Doç. Dr. İlyas Kayaokay, Osmanlı kültürünün yalnızca büyük tarihî olaylar üzerinden değil, gündelik hayatta kullanılan nesneler aracılığıyla da anlaşılabileceğini vurguluyor. Mıkrâz, şamdan ve mum külahı gibi aydınlatma araçları, Osmanlı’da ışığın korunmasına ve kullanımına verilen önemi ortaya koyarken; aynı zamanda düzen, dikkat ve incelik temelli bir medeniyet anlayışını da gözler önüne seriyor.