Yaklaşık 17 yıldır Çimento Fabrikası’nın şehir merkezinden taşınmasını savunan Prof. Dr. Bilal Çoban, fabrikanın taşınma sürecinde en önemli konunun yeni yerin doğru belirlenmesi olduğunu söyledi. Çoban, Tadım dahil alternatif bölgelerin bilimsel kriterlerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Çoban:”Elazığ Çimento Fabrikasının şehir merkezinden taşınmasına ilişkin son gelişmeleri birkaç gündür dikkatle takip ediyorum. Yıllardır bu fabrikanın şehir dışına çıkarılması gerektiğini söylemiş, bunun için raporlar hazırlamış, imza kampanyaları düzenlemiş, mahallelerde toplantılar yapmış, konuyu siyasetin, bürokrasinin ve kamuoyunun önüne defalarca taşımış bir insan olarak bugün fabrikanın taşınmasının artık ciddi bir karar haline gelmesinden memnuniyet duyuyorum. Bu meselede bugün gelinen aşamada emeği bulunan Sayın Valimize, milletvekillerimize, Belediye Başkanımıza, siyasi parti temsilcilerimize, ilgili kamu kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına ve yıllardır bu talebi dile getiren bütün hemşehrilerimize teşekkür etmek gerekir. Elazığ’ın uzun yıllar konuştuğu, zaman zaman çözümüne yaklaştığı fakat bir türlü sonuçlandıramadığı bir mesele bugün gerçekten çözülebilecek bir noktaya gelmişse, bunun sevincini hep birlikte yaşamalıyız. Kimin daha önce söylediğinin, kimin daha fazla emek verdiğinin hesabını yapmak yerine, yıllardır beklenen bu kararın Elazığ için en doğru şekilde tamamlanmasına katkı sunmak gerektiğine inanıyorum.

Benim Çimento Fabrikasıyla ilgili hikâyem yaklaşık on yedi yıl önce başladı. 2009 yılından itibaren fabrikanın şehir içerisinde kalmasının Elazığ’a verdiği zararları araştırmaya, konuşmaya ve kamuoyuna anlatmaya başladık. O yıllarda fabrikanın taşınması gerektiğini söylemek bugünkü kadar kolay değildi; üretime, sanayiye veya istihdama karşı çıkıyormuşsunuz gibi değerlendirenler olabiliyordu. Oysa söylediğimiz şey gayet açıktı: Elazığ’ın sanayiye, üretime, yatırıma ve istihdama ihtiyacı vardı, çimento fabrikasının da şehir ekonomisine katkısı inkâr edilemezdi; fakat zaman içerisinde yerleşim alanlarının ortasında kalmış, çevresinde binlerce insanın yaşadığı, ağır sanayi faaliyetinin şehir hayatıyla iç içe geçtiği böyle bir tesisin yeri artık burası olmamalıydı. 2011 yılına geldiğimizde meseleyi daha geniş kitlelerle konuşmaya başladık ve binlerce hemşehrimizin destek verdiği imza kampanyaları düzenledik. İnsanların konuya gösterdiği ilgi bize bunun birkaç kişinin itirazı olmadığını, şehrin giderek büyüyen ortak bir talebi haline geldiğini gösteriyordu.

Bu nedenle meseleyi yalnızca meydanlarda konuşmakla ve imza toplamakla bırakmadık. Hazar Stratejik Araştırmalar Merkezi bünyesinde çalışmaya başladık ve Ağustos 2012 tarihinde “Elazığ Altınova Çimento Fabrikası Durum Analiz Raporu ve Öneriler” başlıklı kapsamlı bir çalışma hazırladık. Raporda fabrikanın hava, toprak ve su üzerindeki etkilerinden insan sağlığına, tarımsal üretimden hammadde taşımacılığına kadar pek çok başlığı ele aldık; çimento üretiminin ülke ekonomisi ve inşaat sektörü açısından gerekli olduğunu da açıkça ifade ettik. BAŞBAKANA SESLENİŞ SLAYT SON.pptx Fabrikadan kaynaklanan tozların bitkiler ve toprak üzerindeki etkilerini, su kaynakları ve tarımsal üretim bakımından ortaya çıkabilecek sorunları dönemin bilimsel çalışmalarından yararlanarak raporumuza taşıdık. BAŞBAKANA SESLENİŞ SLAYT SON.pptx O gün de fabrikanın kapatılmasını veya Elazığ’ın üretim gücünü kaybetmesini istemedik; daha modern, üretim kapasitesi ve mümkünse istihdamı daha yüksek yeni bir fabrikanın insan yaşamıyla ağır sanayiyi karşı karşıya getirmeyecek uygun bir alanda kurulmasını savunduk. Bugün Tadım ve çevresi hakkında yapılan tartışmaları dinlerken, on dört yıl önce yazdığımız raporun bazı bölümlerini yeniden okuyunca insan ister istemez aynı soruların başka bir yer için yeniden sorulmaya başladığını görüyor.

2014 yerel seçimlerine giderken Çimento Fabrikasının taşınması artık bizim açımızdan gelip geçici bir seçim vaadi değildi. 4 Mart 2014 tarihinde hazırladığımız “Başbakana Sesleniş” çalışmasında fabrikanın yer değişikliğini Elazığ’ın çözüm bekleyen temel meseleleri arasına koyduk. Aynı dönemde hazırladığımız çalışmada çözüm yolunu da tarif ederek önce kamuoyunun bilgilendirilmesini, ardından Elazığ halkının, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili kurumların ve fabrika yetkililerinin bir araya gelmesini, ortak bir anlayışla fabrikanın şehir dışına çıkarılmasını ve mevcut alanın Elazığ’ın yararına değerlendirilmesini önerdik. BAŞBAKANA SESLENİŞ SLAYT SON.pptx Yıllar geçti, konu bazen gündemin ön sıralarına çıktı, bazen unutulur gibi oldu; fakat biz vazgeçmedik. 2017 yılında Elazığ Sivil İnisiyatif Birliği çatısı altında yeniden geniş bir çalışma başlattık; bürokratlarla, siyasilerle, muhtarlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüştük, mahallelerde vatandaşlarımızla buluştuk, yeniden imza toplamaya başladık. O günlerde söylediğimiz ve bugün özellikle hatırlatmak istediğim bir cümlemiz vardı: “Çimento Fabrikası doğru zamanda, doğru yere taşınmalıdır.” Aradan bunca yıl geçmesine rağmen bugün o cümlenin tek kelimesini değiştirme ihtiyacı duymuyorum.

2017 yılında Ankara’da Bakanlık düzeyinde yapılan görüşmelerle taşınma konusunda ciddi bir umut doğduğunda, süreç ilerliyor düşüncesiyle devam eden imza kampanyasını durdurduk. Daha sonra taşınmanın maliyetinin Elazığ Belediyesinin ve sonuçta Elazığ halkının üzerine bırakılmasına yönelik ağır bir finansman modeli konuşulduğunda buna da karşı çıktık. Çünkü fabrikanın taşınmasını istememizin anlamı, bir özel şirketin yatırım maliyetini Elazığ halkının sırtına yüklemek değildi. 2018 yılında ise fabrikanın boşaltacağı geniş alanın geleceğini konuşarak buranın yeniden yoğun yapılaşmaya açılmak yerine Millet Bahçesi ve yeşil alan olarak şehre kazandırılmasını teklif ettik. Sonraki yıllarda da HAZARSAM’ın Elazığ üzerine hazırladığı çalışmalarda fabrika meselesini gündemden çıkarmadık; 2022’de sanayi ve üretim üzerine hazırladığımız çalışmada fabrikanın hâlâ şehrin içerisinde bulunmasını yeniden eleştirdik, 2025 yılında taşınma konusu tekrar güçlü biçimde gündeme geldiğinde yapılan çağrılara açıkça destek verdik. Yani yaklaşık on yedi yıldır savunduğumuz düşünce değişmedi: Elazığ fabrikasını kaybetmesin, üretimini kaybetmesin, çalışanlarımız işlerini kaybetmesin; mümkünse daha modern, daha fazla üreten ve daha fazla insanımıza iş sağlayan yeni bir tesis kurulsun, fakat ağır sanayi tesisi insanların günlük hayatının içerisinden çıkarılsın.

Bugün yıllardır istediğimiz bu noktaya hiç olmadığımız kadar yaklaşmış olmaktan memnunum. Taşınma için irade ortaya koyan, Ankara’da takip eden, Bakanlıklarla görüşen, kamuoyu oluşturan herkesin emeğine teşekkür ediyorum. Ancak fabrikanın şehir merkezinden çıkarılmasına ilişkin uzun tartışma nihayet sona yaklaşırken önümüzde en az onun kadar önemli başka bir mesele bulunuyor: Bu fabrika nereye taşınacak? Son günlerde Tadım bölgesinin yeni fabrika için düşünüldüğüne ilişkin haberler üzerine bölgede yaşayan vatandaşlarımızın itirazlarını, tarım arazileri hakkındaki kaygıları, mevcut yerleşimlere yakınlık meselesini ve bölgenin gelecekteki durumuna ilişkin değerlendirmeleri dikkatle takip ediyorum. Söylenenlerin bir bölümünü yıllar önce mevcut fabrikanın çevresindeki toprak, su, tarım ve insan yaşamı için hazırladığımız raporlarda dile getirmiş olmamız beni ayrıca düşündürüyor. Çünkü biz on yedi yıl boyunca Çimento Fabrikasının oluşturduğu sıkıntıları Aksaray’dan alıp başka bir köyün kapısına bırakmak için mücadele etmedik.

Elazığ’da Yangın Güvenliği Eğitimi
Elazığ’da Yangın Güvenliği Eğitimi
İçeriği Görüntüle

Aksaray’da yaşayan hemşehrimizin temiz hava, sağlıklı çevre ve huzurlu yaşam hakkı neyse Tadım’da yaşayan hemşehrimizin hakkı da odur. Bir yerde yaşayan insanları rahatlatırken başka bir yerde yaşayan insanları endişeye sevk etmek, bir bölgedeki tarım alanlarını korumaya çalışırken başka bir bölgedeki tarımı riske atmak çözüm sayılamaz. Üstelik burada yalnızca gelecekte şehrin nereye doğru büyüyeceğini de konuşmuyoruz; Tadım ve çevresinde bugün insanlar yaşıyor, bugün tarım yapılıyor, bugün hayat devam ediyor. Gelecek yıllarda Elazığ’ın gelişme yönünün bu bölgeyi nasıl etkileyeceği ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Mevcut fabrikanın hikâyesi bize zaten yeterince ders vermiş olmalıdır. Fabrika kurulduğu yıllarda bugünkü anlamıyla şehrin ortasında değildi; Elazığ büyüdü, mahalleler genişledi, yerleşimler fabrikanın çevresine kadar ulaştı ve sonunda yıllardır çözmeye uğraştığımız tablo ortaya çıktı. O yılların şartlarında geleceğin Elazığ’ını bugünkü imkânlarla hesaplayamayan insanları eleştirmek kolaydır; fakat biz 2026 yılında aynı mazerete sahip değiliz.

Bugün Elazığ’ın hangi istikamette büyüdüğünü görebiliyor, tarım arazilerimizin niteliğini belirleyebiliyor, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını inceleyebiliyor, hâkim rüzgâr yönlerini ölçebiliyor, emisyonların meteorolojik şartlara göre hangi alanlara taşınabileceğini modelleyebiliyor, hammadde kaynaklarının ve ulaşım hatlarının nerede olduğunu hesaplayabiliyoruz. Ağır vasıta trafiğinin hangi güzergâhları kullanacağını, demiryolu bağlantısının kurulup kurulamayacağını, çevredeki köylerin ve yerleşimlerin durumunu, arazinin jeolojik özelliklerini ve yatırım maliyetlerini birlikte değerlendirebilecek üniversitemiz, kamu kurumlarımız, mühendislerimiz ve bilim insanlarımız var. Madem bütün bunları yapabilecek durumdayız, önce bir yer belirleyip ardından o yerin uygun olup olmadığını tartışmak yerine, önce nasıl bir yer aradığımızı belirleyip sonra Elazığ’ın haritasını önümüze koymak daha doğru olmaz mı?

Benim önerim, Valiliğimizin öncülüğünde Elazığ Belediyesi, Fırat Üniversitesi, ilgili kamu kurumları, meslek kuruluşları, şehir plancıları, çevre ve ziraat mühendisleri, jeoloji mühendisleri, halk sağlığı uzmanları ve fabrikanın teknik temsilcilerinden oluşacak bir çalışma heyetinin Elazığ’da yeni fabrikanın kurulabileceği birkaç alternatif alanı belirlemesidir. Hiçbir alan peşinen seçilmiş veya reddedilmiş kabul edilmeden, her biri aynı ölçüler üzerinden incelenmeli; bugünkü yerleşimlere uzaklığı, şehrin önümüzdeki yıllardaki gelişme istikameti, arazinin tarımsal değeri, yeraltı ve yerüstü suları, hâkim rüzgâr yönleri, emisyonların muhtemel dağılımı, çevrede bulunan köyler, hammadde kaynakları, ağır vasıta güzergâhları, demiryolu ve karayolu imkânları, jeolojik özellikler ile yatırım ve işletme maliyetleri birlikte değerlendirilmelidir. Ortaya çıkan çalışma kamuoyuyla paylaşılırsa insanlar da hangi alanın neden tercih edildiğini görebilir ve yıllarca tartışılacak bir karar yerine herkesin gerekçesini bildiği bir tercih yapılabilir.

Tadım bütün bu incelemeler sonunda gerçekten en uygun alan olarak ortaya çıkarsa bunu da veriler üzerinden konuşuruz; fakat inceleme başka bir yeri gösteriyorsa daha önce telaffuz edilmiş bir yer isminde ısrar etmenin Elazığ’a sağlayacağı hiçbir fayda yoktur. Burada Tadım’da yaşayan hemşehrilerimize de şunu söylemek isterim: Bu meseleyi yalnız başınıza omuzlamak zorunda değilsiniz ve yaşadığınız kaygıyı yalnızca Tadım’ın meselesi olarak görmüyorum. Çimento Fabrikasının doğru yere taşınması bütün Elazığ’ın meselesidir. Fabrika yönetiminin de ekonomik gerçeklerini görmezden gelemeyiz; hammaddeye, enerjiye, ulaşıma ve pazara yakınlığın üretim maliyetleri açısından karşılığı vardır. Bunların hepsi hesaba katılmalıdır. Fakat birkaç kilometrelik taşıma avantajı ile insanların onlarca yıl yaşayacağı çevre arasında tercih yapılması gereken yerde, hesabın yalnızca bugünün maliyetleri üzerinden kurulamayacağı da açıktır.

Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza, milletvekillerimize, siyasi partilerimize, ilgili Bakanlıklarımıza, Fırat Üniversitemize, meslek kuruluşlarımıza ve fabrika yönetimine çağrım; yaklaşık on yedi yıldır çözemediğimiz bu meseleyi bugün çözmenin eşiğine gelmişken son adımı aceleye getirmememizdir. Tadım’da yaşayan vatandaşlarımızı başka kesimlerle karşı karşıya getirmeden, taşınma için bugüne kadar gayret gösteren insanların emeğini küçümsemeden, fabrika yönetimini suçlamadan, geçmişte kimin ne yaptığı üzerinden yeni bir tartışma çıkarmadan aynı masanın etrafında oturabilir ve Elazığ için en uygun yeri birlikte bulabiliriz. Ben 2009 yılında ne söylediysem bugün de aynı yerdeyim; fabrikanın şehir merkezinden çıkarılmasını, üretimin devam etmesini, çalışanların işlerini korumasını, mümkünse istihdamın artmasını ve yeni fabrikanın Elazığ ekonomisine daha fazla katkı vermesini istiyorum. Fakat kurulacağı yer belirlenirken insanımızın sağlığının, tarım toprağımızın, suyumuzun, mevcut yerleşimlerin ve Elazığ’ın gelecekteki gelişiminin hesaba katılmasını da aynı ısrarla istiyorum.

On yedi yıl sonra Çimento Fabrikasının gerçekten taşınmasını konuşabiliyor olmaktan mutluyum. Şimdi bize düşen, bu uzun hikâyeyi Elazığ’a yakışan bir kararla tamamlamaktır. Elazığ’ın bir yanlışını düzeltirken başka bir yanlışın temelini atmayalım. Öyle bir yer seçelim ki Aksaray’da yaşayan insanımız rahat bir nefes alırken Tadım’da veya Elazığ’ın başka bir köşesinde yaşayan insanımız yıllar sonra aynı mücadeleyi yeniden başlatmak zorunda kalmasın. Bugün vereceğimiz kararın üzerinden elli yıl geçtiğinde bu şehirde yaşayan insanlar dönüp bizim tartışmalarımıza baktıklarında, “İyi ki o gün acele etmemişler, iyi ki birbirlerini dinlemişler ve iyi ki doğru yeri bulmuşlar” diyebilsinler” Dedi.

17824